Daniel Sloss’un Netflix’de yayınlanan stand-up gösterisinin bir kısmında benim dikkatimi çeken, belki bir yerlerde birilerine bir şey düşündürür diye paylaşmak istediğim bir bölüm oldu. Olduğu gibi aktarmak istiyorum. Siz de düşüncelerinizi ve hissettiklerinizi yorum bölümünden paylaşabilirsiniz.

Şovun adı ‘dark’ olsun istemedim. Kara mizah yapsam da bence tarzım o kadar karanlık değil. Yeterince eleştiri duymuşumdur ama durum şu ki; beni güldüren şeyler var ve bu ailemden geliyor. Belki nispeten normal ama yine de biraz sıradışı bir evde büyüdüğüm içindir. 3 küçük kardeşim var. İki erkek kardeşim ve kız kardeşim Josie. Bu boyda (koluyla bel hizasını işaret ederek) değil tekerlekli sandalyede. İstediğiniz kadar rahatsız olun. Bu gerçeği değiştirmez. Josie’de serebral palsi var. Çoğunuz serebral palsinin ne olduğunu biliyordur. Bilmeyenler için; çok farklı derecelerde ortaya çıkan bir engellilik hali. Normal hayatlar yaşayan serebral palsili insanlar var. Yürüyüp konuşuyorlar, mutlular. Josie daha çok diğer uçta. Benden iki yaş küçük. Yürüyemiyor, konuşamıyor.

Yine de mutlu ve neşeli bir genç kız. Tanıdığım en mutlu insan. Aydınlık bir gülüşü ve herkesi kaçıran bir osuruğu var. Engellerden bahsederken bazen insanlar rahatsız oluyor. Ve nedenini biliyorum, çünkü bunu her gün deneyimlemediniz. Alışılmadık bir şey. Ama konuşmamı değiştirmeye dayanamıyorum. İnsanlar size engellerin hiç komik olmadığını söyler. Neden bahsediyorsunuz? Engelliler çok komik olabilir. Sadece doğru şeye güldüğünden emin ol. Engelli birine gülüyorsan tebrikler pisliğin tekisin. Ama onlarla gülüyorsan çok zevkli. Ama engelli komik değil demek bence insanlıktan uzaklaştırıcı.

Diyorsun ki bu insanlar senin yapabildiğin bir şeyi yapamazlar. Yani kendi hallerine gülemezler. Tabi gülerler, onlar da insan. Engelliliğin komik olmadığını söylüyorsun çünkü bu seni rahatsız ediyor. Ne yapacağını bilmiyorsun. Rasyonel olmaktansa senden daha zayıf bulduğun insanlar adına alınganlık yapmaya onları savunmaya karar verdin. Kimse bunu istemedi. Kardeşimin engellediğinin beni çok güldürdüğü oldu. Ona asla gülmüyoruz ona bazen gülüyoruz. Ama güldüğümüzü görüp o da gülüyor. İnsanlar bana ne söyleyemeyeceğimi söylüyor. Özel ihtiyaçları var diyorum. O doğduğunda böyle dememi öğrettiler. “Özel ihtiyaçları var diyemezsin.” Onu tanıyorum. Sizi temin ederim özel ihtiyaçları var. Sözlük tanımı ‘özel ihtiyaçlar’. Josie’ye özgü özel ihtiyaçları var. Aralarında günde 9 saat Pingu’nun izlenmesi gerekliliği var. O dizi burada yok. Çok şanslısınız. Boktan bir penguen animasyonu ve kendisi tam bir pislik. Tek yaptığı şey şu: “vak vak vak vak vak”. Ve herkesin gününü mahvetmek. Berbat biri. Ama kardeşim bayılıyor hep birlikte izliyoruz.

Diğer bir ihtiyacı da Josie’yi konuşmaya dahil ederken gülsün istersiniz ki tavsiye ederim gülüşü harikadır. Ona penguen sesini yapın aklını kaybediyor. Ve bu ikimiz için çok eğlenceli. Ama herkese durum kalıtsal veya bulaşıcı gibi görünüyor. Ben dokuz o da yedi yaşındayken arabayla İskoçya’nın kuzeyine gidiyorduk. Yani biz ikimiz değil ailecek. Bezini değiştiremiyor ama harika vites değiştirir 🙂 İskoçya’nın kuzeyine giderken bir kaza geçirdik annemin arabasının lastiği 110 km hızla giderken patladı ve bir şarampole düşüp üç kez takla attık.

Annem ve babam hemen dönüp biz iyi miyiz diye baktı. Şimdi bu noktada Josie hiç araba kazası geçirmemişti. Yani ne tepki vereceğini bilmiyordu. Nasıl tepki vereceğini bilmezse eski hatıralarını tarayıp yaşadığı benzer bir olayı bulur ve bu eski olaya verdiği tepkiyi verir. 10 seferden dokuzunda bu işe yarar. Josie’nin araba kazasına en yakın deneyimi Lunapark’daki hız treniydi. Ve o şırfıntı buna bayılır. Yani araba üç kez takla attıktan sonra annemler iyi miyiz diye arkaya döndüklerinde Josie’nin tepkisi şuydu “vaaaaaaaaa”. “Hayatımın en harika günü.”

Bindiği en iyi hız treniydi. Yani üç takla ve hiç sıra yok. Dalga mı geçiyorsun? Bu çılgınca. Duyulmamış. Hızlı geçişle bile. Tekrar binmek istiyor. Kamera nerede biliyor. Poz verecek. Bayılmış. Bu arada ben ne olduğunu bildiğimden zırlıyorum. Çünkü yeni uyanmışım ve ninemin evinde değiliz. Babam çıkıyor. Beni alıyor. Annem çıkıyor. Josie sandalyesine ulaşamıyor. Bu yüzden Josie’yi ıslak havlu topu gibi kaldırıyor… Kim adına alınganlık yapıyorsunuz? Kendiniz için değil. Benim adıma değil, kız kardeşimin adına. Benim kız kardeşim. Josie bunu istemedi. Ben de istemedim. Kardeşim hakkında konuşmama böyle tepki verdiğinizde ya da alındığınızda konuşmalarımın kötü niyet, öfke ya da nefretten kaynaklandığını söylemiş oluyorsunuz.

Kardeşime ne hissettiğimi söyleyemezsiniz. Onu sevdiğimi biliyorum. O yüzden onu istediğim gibi tarif ederim ukalalık etmeyin. Kimse sizden Batman olmanızı istemedi. Neyse annem onu bez bebek gibi kaldırdı ve yardım istemek için yola çıktık. Neyse ki arkadaki arabada iyi bir adam varmış. Kazayı görmüş. İyi olduğumuzdan emin olmak için koşmaya başladı. Güzel bir hareketti ama onun bakış açısıyla düşünün. Bir aracın 110 km hızla şarampole uçtuğunu gördü. Yolcuları kontrol etmeye geldiğinde ben ağlarken babamın beni taşıdığını, annemin ise kardeşimin gevşek vücudunu kucakladığını görüp şu tepki verdi. “Hayıııır” Ve annemle babam gülmekten öldü. Yani akıllarını yitirdiler. Annem öyle gülüyordu ki engelli kız kardeşimi yolun kenara bırakması gerekti.

Gelmiş geçmiş en kalpsiz anneymiş gibi. Zavallı adam açıklamaya çalışıyordu. Hayır! O hep böyleydi. ‘Before’ fotoğrafında da da böyleydi. Araba kazası geçirebilecek en iyi kişi. Daha fazla sağ katlanamaz. Kapatın çenenizi. Kazadan birkaç hafta sonra pazar günüydü. O günü iyi hatırlıyorum. Çünkü ilk defa bir pazartesi okul için heyecanlıydım çünkü yeni açılan bir müzeye sınıf gezisi yapacaktık. Çok heyecanlıydım çünkü korkunç bir çocuktum ve müzeyi mahvetmeye hazırdım. Bir şeyler çalıp zorbalık yapacaktım. Hayatının en güzel günü olacaktı. Erkenden yattım. Tüm gün enerjik olmak için dinlenmeliydim.

Uyuyalı 2 saat olmuştu babam odama geldi. Dediki dostum Josie’yi hastaneye götürüyoruz. Bizimle kafa bulmadığından emin olmalıyız. Okul çantanı alıp komşuda kal ve hıyarlık etme. Yarın görüşürüz. Babam rahat olmasının sebebi Josie’yi durumunun düzenli olarak hastaneye gitmesini gerektirmesi. Nöbet, kriz, epilepsi atakları geçiriyor. Size dürüst olacağım. Bazen ilgi çekme meraklısı oluyor. Müze heyecanımı biliyordu. Dinlenmem gerektiğini biliyordu. Saygı duydu mu ? Asla. İlla divalık yapacak. Yani olayı kendi üzerine çekti.

Karşı komşuya gittim. Buna alışıklardı. Ayda bir oluyordu. Kapıyı çaldım, “kardeşin mi?“ dediler. Evet dedim. Ve çıkıp boş odada yattım. Sabah giyinip indim okul için heyecanlıydım. Komşum merdivenlerin dibine oturmuş ağlıyordu. Hazırlıksız yakalandım çünkü dokuz yaşındaydım. Ağlarken gördüğüm tek kadın annemdi ve durumun alkolle ilgisi yoktu yani ama yaşım 9. Henüz pek empati yapamıyorum. O yüzden dedim ki, bana ekmek kızartır mısın? Ekmeğe ihtiyacım var çünkü. Okula… Beni görüp dedi ki “Daniele eve gitmelisin“ Ben de “ama ekmek” dedim. O da “Git!” dedi. Ben de peki “ekmek makinen yok” dedim.

Yolu geçtim annem hep ekmek kızartabilirdi. Annem evden çalışıyor. BM için çalışıyor ama ofisi evde. Onu evde görmeye alışığım. Alışık olmadığım bir şekilde annemle oturma odasında karşılaştım. Annem ve babam orada işten eve gelmiş. İskoçya’nın her yerinden teyze ve amcalarım gelmiş. Kuzeyden büyük annemler batıdan diğer büyük annemler . Josie yok. Annem bana kız kardeşimin öldüğünü söyleme şekli buydu. Bakın! Hayatımın çok önemli bir parçası. Açıkçası o günü çok fazla hatırlamıyorum. Ailemin dediğine göre yere çöküp yaklaşık 5 dakika ağlamışım 5 dakika sonra toparlanıp çantamı takıp “müze garip olacak” demişim. Okula gitmeye çalışınca ailem “hayır seni mankafa” demiş. “Bugün okula gitmeyeceğiz. Evde kalıp bundan daha fazla ağlayacağız seni sosyopat.” (Seyirciye dönerek) Bu kulağa komik geliyor mu Hitler? Evet geliyor. Odadan çıkmayı deniyordum okula gitmek istediğim için değil ama artık odada olmak istemediğim için. Çünkü o an ailemi tanıyamıyordum. Sadece kardeşimin geride bıraktığı boşluktan değil ama çok komik bir ailem var. Acımasızca komik. 5 yaşımdan beri bana hıyar diyorlar tamam mı? Benim ailem böyle. Birini seviyorsan kendinden nefret edene kadar ona sürekli hakaret et. O da senin onu daha çok sevmene ihtiyaç duysun. Aile budur. Ve o an hiçbiri komik değildi. En komik insanlardan biri olan annem öylece duruyordu. Nükteyi seven alaycı babam da tepki yoktu. Dayanamadım.

Genç ve naiftim bu rolü ben üstlenmeye karar verdim. Espri yapmaya çalıştım taklit yaptım. İşe yaramadı günlerce. Bu annemin sevgi ile hatırladığı bir an. İşte o an anladım ki komedyen olacaktın diyor. Bu çok hoş ama tam bir saçmalık. Babam daha doğru söylüyor. O an komedyen olacağını anladım. Çünkü ölen kardeşin olsa da ilgiyi sen çekmek istiyordun. Bu salonda hala biraz gerginlik var sadece biraz daha keyfini çıkaracağım. Seyircilerin göt dediklerinin kapanması. Herkesin göt deliğini şöyle (eliyle yumruk hareketi yaparak) oldu. Ne yapacağız. Gülecek miyiz? Sakın gülmeye kalkma. Sakın. Ne yapayım? Ona mı baksam. Bakma ağlayabilir. Aşağı baksam? Aşağı bakma kız orada kahretsin. Tanrım. Yukarı mı baksam. Bakma. Orada da olduğunu düşünüyor olabilir. Gidebilir miyiz?. Olmaz sandalye yutmuş durumdayım. Kalkarsam…

 

Indiana‘daki adam haklıymış. 3’te ikisi harikaydı, sonra sona doğru berbat oldu. Tepkiniz için çok kötü hissetmeyin. Haklısınız. Espriyle kurguladım. Kardeşimin öldüğünü sonra anladınız. Size dürüst olacağım. Uzun zamandır biliyordum. 27 yaşındayım. Ben dokuz yaşındayken öldü. 18. Matematik. Yıl. Yas tuttum güldüm her şeyi yaptım. Böyle anlatmayı seviyorum çünkü biraz sadistçe bir nostalji yaratıyor. Ben de bunu hatırladım diyorum. Çünkü bu diğer tercihlerden hepsinden daha iyi. İyi niyetli olduğunu biliyorum ama ‘üzgünüm’ler berbat. Kardeşim öldü. Tanrım! Üzgünüm. Ben İngiliz’im özür dilersen ben de dilerim refleks bu. İyi niyetli olduğunu biliyorum. Ama bu iyi değil. Son birkaç yılda birini kaybettiyseniz ‘üzgünüm’lerden bıkmanın ne olduğunu bilirsiniz.